Sinful Darkness


 
AnasayfaSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Tarihçe

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Seaven R.




MesajKonu: Tarihçe   Perş. Ocak 20, 2011 8:42 pm

Cadıların Günbatımı

Cadılık ateizmdir; ateizm ise en büyük suç ve günahtır. Cadı şeytani araçlar yardımıyla bir şeyi denetlemeye ve yürütmeye “bilinçli” olarak çalışan kimsedir. Bilinçli olması hukuksal olarak cadılığa yargı yolunu açar. (Jean Bodin)

Savaşları, veba salgınları, açlığı, sefaleti, vahşiliği ile ortaçağ; çileli, sert, acımasız bir çağdır. Kilisenin yaymak istediği bilgileri adeta unutarak yeni bir düzen kurmak amacıyla hâkimiyetini sağlamlaştırmak istemesi, eski medeniyetlerin, ilkel toplumların bilgini sayılan büyücüleri ‘cadı’ya dönüştürür. Artık o, şeytanın bir aracısı, bir uşağıdır. (Scognamillo)

───☼☼☼☼☼☼───

Cadılık üzerine düşünmeye başlamak, bizi çok yönlü bir araştırmaya yönlendirir ister istemez. Bir yandan tarih ve özellikle inanç tarihi ve siyasal tarih alanına, bir yandan da antropoloji ve cinsiyet çalışmalarına değin pek çok bağlamda düşünmeyi ve tartışmayı gerektirir. Hatta günümüzle bağlantı kurmaya çalıştığımızda popüler kültür bile işin işine girer. Ancak biz meseleye cadılık anlayışları üzerine giden bir incelemeyle yaklaşmayı deneyeceğiz. Yapmaya çalışacağımız şey, ortaçağ boyunca kilisenin hışmına uğrayan, engizisyon kararlarıyla ve şiddet kullanılarak yok edilmeye çalışılan cadıların kim olduklarını tartışmak ve cadının nasıl tanımlandığı ve cadılığın ne olduğu sorularına cevap aramak olacak.

16. Yüzyıl hukukçusu Jean Bodin’e göre dinin ve ahlakın reddi evrensel ve eskidir. Bu açıdan antik dünyanın cadılarıyla 16.yüzyıl cadıları aslında birbirlerinden çok farklı değildir. İyi ve kötü ruh arasındaki farklılığı bilen, kendi çocuklarını kurban etmekle kalmayıp, ayrıca şehvet düşkünlüğü ve cinsel sapıklık içinde bulunanlar putperest olmakla birlikte cadıdır da. Bodin’e göre cadılık ateizmdir; ateizm ise en büyük suç ve günahtır. Cadı şeytani araçlar yardımıyla bir şeyi denetlemeye ve yürütmeye “bilinçli” olarak çalışan kimsedir. Bilinçli olması hukuksal olarak cadılığa yargı yolunu açar. J.Bodin’in bu düşüncesine karşı William Perkins cadılığın evrensel olarak varolmadığını, fakat anti-hristiyan karaktere sahip olduğunu; vaftizi reddetmeyi ve dinden dönmeyi içerdiğini ileri sürüyordu. Bu anlamda cadılık yalnızca hıristiyanlıkta mümkün olabilirdi ve sadece bir hıristiyan cadı olabilirdi. 16. yüzyıl fizikçisi Johann Weyel’e göreyse cadılar zayıf, bunak, aldatılmış ve yanlış yola sapmış yaşlı kadınlardır ve biz onlara ceza vermek yerine sempati göstermeliyiz. Fiziksel olarak tehlikeli zehir kullanan cadılar olsa bile bu laik bir suçtur; kimse inançlarından ve ibadetlerinden ötürü yargılanmamalıdır. Tüm bu düşüncelerin yanında, biraz ayrıksı ve farklı olan bir başka yaklaşım ise İsveçli fizikçi Paracelsus tarafından dile getirilmiştir: Büyülü nesneleri ve kimyasal maddeleri, yıldız ve gezegenlerle birlikte kullanmak evrenin büyük ve doğal enerjisini kontrol sağlar ve bu enerjiyi kullanan kimse felaketler de yaratsa cadı olmaktan çok doktordur.

Bununla birlikte, özellikle köylerde, kara büyüyü yok etmek için ak büyüyle uğraşanlar da vardı. Yararlı görülen bu insanların şeytanla ve cadılarla başa çıkmaları konusunda komşularına yardımcı olduklarına inanılıyordu. Halk tarafından desteklenen bu insanlar da zaman zaman kilisenin vahşetinden paylarını alırlar.

Görüldüğü gibi iki tip cadılık anlayışı ortaya çıkmakta: bir yanda cadıları zarar verici büyü kullananlar olarak görenler, diğer yanda ise cadıları örgütlenmiş bir grup olarak şeytana tapanlar olarak görenler. Gerçekten bu anlamda cadılar var mıydı?
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Seaven R.




MesajKonu: Geri: Tarihçe   Perş. Ocak 20, 2011 8:44 pm

Ortaçağ Avrupasında Cadılar
Çoktanrılı dönemin bilge kişisi kabul edilen büyücüler, ortaçağda kilisenin yorumuyla “şeytanın uşağı” cadılara dönüştüler. Önce, bütün aksiliklerin sorumlusu olarak yaratıldılar(!) sonra da engizisyon mahkemelerinde öldürüldüler. Günümüzde fantastik edebiyat oldukça popüler. Bugün büyü denen şeyin aslında var olmayan, yalnızca masallarda kendine yer bulabilecek bir uğraşı olduğunu biliyoruz. Ne var ki, tarihin her döneminde durum böyle değildi. Her ne kadar bugün dünya onları televizyon dizilerinden burunlarını oynatarak istedikleri her şeyi yapabilen tatlı yaratıklar olarak tanısa da cadılar, özellikle ortaçağda birçok kimsenin korkulu rüyasıydı. Geceleri dolaşarak kötülük yaptıklarına inanılan 50 yaşlarında, dul, tırnakları uzun, pis ve şehvet düşkünü kadınlar için kullanılan cadı tanımlaması aslında bir dinin nasıl yozlaştırılabileceğinin en iyi örneklerinden birini de oluşturuyor. Peki neden kadınlar? Çünkü Kitab-ı Mukaddes’te, “Efsuncu kadını yaşatmayacaksın” (Çıkış 22:18) hükmü yer alıyor. Aziz Augustine göre, ‘havai güçler’ olan iblisler göklerden aşağı süzülerek kadınlarla cinsel ilişkiye giriyorlardı. İşte cadılar, bu yasak ilişkinin ürünüydü. Cadılık inancının tarihi, ilk insan topluluklarına dayansa da, Roma İmparatorluğu’nun Hıristiyanlığı kabul etmesinden sonra kabusa dönüşmeye başlıyor. Şehirler, bu tek tanrılı dinin yayılmasına karşı çıkmazken, köylerde çoktanrıcılık devam ediyor. Ancak bu, kilisenin, Pagan adı verilen köylüleri şeytanla işbirliği yapan cadılar olarak tanımlamasına neden oluyor. Şeytanla işbirliği yaptıklar ve havada uçtukları, kötülüklerini dünyaya yaydıkları söyleniyordu. Bunlar çoğunlukla halkın cahilliğinden kaynaklanan hurafelerdi. Ne var ki, ortaçağ Avrupa’sında cehalet o kadar yaygındı ki, açıklanamayan her şey büyüye yoruluyordu. Kilisenin çeşitli amaçlarla yürüttüğü cadı avları da kısa sürede toplumsal bir histeriye neden oldu. Kilise, 1233′te, mezhep sapkınlıklarını önlemek ve Hıristiyanlıktan uzaklaşan tarikatlarla uğraşmak için engizisyonu kurdu. Cadılar da bu mahkemelerden nasibini aldı. Ortaçağda Avrupa’da cadılık ve büyücülük suçlamasıyla yüzlerce kişi canlı canlı yakıldı. Peki, bütün bu histerinin ardında yatan şey neydi? Yüzyıllar boyunca ortada görülmeyen cadılar ne olmuştu da ortaçağ Avrupa’sında böylesine ortaya çıkmıştı? Kilise birdenbire cadılara neden düşman kesilmişti?
Büyücü avına ilişkin yaygın kuramlardan ikisi, ağırlıklı olarak tıbbi gerekçelere dayandırılmış ve kitlesel bir çılgınlık varsayılmıştır. Savlardan ilkine göre köylü halk aklını kaçırmıştır. Yani büyücü fenomenine, elinde yanan bir meşale ile simgelenen, kana susamış köylü lümpeninin kitlesel öfkesi ve kitlesel paniğinin yarattığı bir salgın hastalık olarak bakılmalıdır. Bir diğer psikiyatrik açıklamaysa daha da inanılmayacak bir savla, bizzat büyücülerin kendilerinin, ruhsal bir bunalım içinde dünyayı tımarhaneye çevirdiği yolunda. Oysa gerçekler ne illegal bir lümpen hareketi ne de histeriye kapılmış kişilerin hezeyanları olarak açıklanabilir. Hemen hemen dünyanın her toplumunda bir çeşit cadı kavramı vardır. Ama Avrupa’nın cadı çılgınlığı başka yerde patlak veren herhangi bir benzerinden daha canavarca, daha uzun süreli olmuş ve çok daha fazla sayıda kurban ortaya çıkmıştır. İlkel toplumlarda suçu ya da suçsuzluğu belirlemenin bir parçası olarak acı veren çok çetin deneyler kullanılmış olabilir. Ama hiçbirinde cadı olduğu düşünülen kişilere, diğer cadıların adını vermeleri için işkence yapılmamıştır. Hatta Avrupa’da bile işkence, ancak 1480 tarihinden sonra bu amaçla kullanılmıştır. MS. 370 İskenderiye Tarihin ilk bilinen kadın matematikçisi Hypatia, rüyalar, astronomi ve matematikle uğraştığı için, kilisenin iftirası üzerine cadı ilan edildi. Suçlama: “Kadının okumuşu cadı olur” idi. Elbette bu farklı bir yorumdu, lakin cadılığın nasıl türediğini bize açıklayabilirdi. MS 1000 yılından önce komşusu tarafından sözde şeytanla görüldüğü için öldürülen hiç kimse yoktur. İnsanlar birbirini sihirbaz ya da cadı olmakla ve kötülük yapmak için kullandıkları doğaüstü güçlere başvurmakla suçlamışlardı. Havada uçabilen ve korkunç hızlarla büyük mesafeler geçen bazı kadınlar hakkında çeşitli şeyler anlatılıyordu. Ama yetkililer sözde cadıları yakalayıncaya kadar bunları kovalamak, bulmak için araştırma yapmak ve suçlarını itiraf ettirmek için işkence yapmak benzeri eylemlerle ilgilenmiyorlardı. Aslında, Katolik kilisesi başlangıçta havada uçan cadı gibi şeylerin var olmadığını, süpürgeye binmelerini şeytanın yarattığı bir hayal olarak kabul edildiğini ısrarla belirtmiştir. MS 1000 yılında böyle uçuşların gerçekten yapıldığına inanmak yasaklanmıştır; sonraları, yaklaşık 500 yıl sonra, 1480 yılındaysa bu uçuşların yapılmadığına inanılması yasaklanmıştır. MS 1000 yılında kilise, cadıların süpürgeye binme eylemlerini şeytanın ürettiği bir simge olarak görüyordu. Beş yüz yıl sonra kilise süpürge sopasına binme olayının yalnızca bir simge olduğunu savunanların, şeytanla birlik olduğunu resmen öne sürdü.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Seaven R.




MesajKonu: Geri: Tarihçe   Perş. Ocak 20, 2011 8:46 pm

Engizisyon Sapkınlığı
Canon Episcopi’nin hükümlerinin tersine çevrilmesi birkaç yüzyıl aldı. Bu süre sonunda cadıların kendilerini hem beden hem de ruhça havada uçurduklarını yadsımak, dinsel öğretiye karşı işlenmiş bir suç sayıldı. Gezi gerçeği saptandıktan sonra itirafta bulunan her cadıyı, Sabbat olarak adlandırılan cadı ayininde bulunan öteki insanlar hakkında sorguya çekmek olanağı bulunurdu. İşte bu durumda uygulanan işkence, zincirleme bir tepkime gibiydi. Her cadı otomatik olarak iki ya da daha çok sayıda yakılacak aday bulunmasına yol açardı. Sistemin pürüzsüz yürümesini sağlamak için geliştirilmiş başka yöntemler de vardı. İşkencecilerin ve cellatların hizmetlerine ilişkin harcamalar cadının ailesine ödetilir, böylece harcamalar düşük gösterilirdi. Yerel makam sahipleri arasında cadı avcılığı için büyük bir coşku oluşabiliyordu, çünkü bunlar cadılıktan hüküm giymiş birinin mülklerine el koyma yetkisine sahiptiler. Bir cadı avlama sisteminin üzerinde daha on üçüncü yüzyılda durulmuş, ama bu sistem cadılarla savaşın bir parçası olarak değil de, Hıristiyanlığın içinde ortaya çıkan sapkın mezheplere karşı kullanılmıştı. Katharlar, Waldesyenler, Dolcinienler, Bogomiller gibi Katolik kilisesini tehdit eden unsurlara karşı savaşmak için Engizisyon mahkemesi kuruldu. Fransa, Almanya, İtalya gibi ülkelerde Engizisyon’un kovuşturmasına uğrayan dinsel gruplar yer altına çekildiler, gizli hücreler oluşturdular ve saklı toplantılar yapmaya başladılar. Engizisyon, düşmanın gizli etkinlikleri yüzünden çabalarının sonuçsuz kaldığını görünce, sapkınları itirafa ve suç ortaklarını açıklamaya zorlamak üzere onlara işkence yapmak için Papa’dan izin istedi. Bu izin Papa 6. Alexander tarafından verildi.
Sapkınları, dine küfredenleri, büyücüleri, şeytani işlerle uğraşanları meydana çıkarıp halkı bu kötü insanların şerrinden korumak için, Kutsal Roma Kilisesi 12. yüzyılda bütün Avrupa’da etkili bir soruşturma komitesi kurulmasına karar verdi. Aslında daha önce de böyle yerel komiteler kuruluyor ve zararlı sapkınların cezası veriliyordu. Ama, cezalandırmalarda ipin ucunu kaçıranlar artınca, Papalık bu işi ele almak zorunda kaldı. Adını “soruşturma” anlamındaki Latince “inquisitio” kelimesinden alan bu kuruluşun yetkileri, ancak 1908 yılında Papa Pius X tarafından Kilisenin modernizasyonu sırasında kısıtlanabilmiştir. Umberto Eco, Gülün Adı adlı romanında, yedinci bölümde rahip Jorge’nin ağzından Kilisenin felsefesini çok anlamlı bir biçimde dile getirir: “Kilise kanununun adı Tanrı korkusudur. Halk devamlı korkmalıdır ki Tanrı’nın gölgesi olan Kilise ayakta kalabilsin.” Engizisyon işte bu amaçla kurulmuştu ve uzun yıllar boyunca görevini hiç acımadan yerine getirdi. Engizisyon’un en çok hışmına uğrayanlar, hiç şüphesiz cadılardı. Aslında cadılığın kökünde, Avrupa’ya kuzeyden gelen barbar kavimlerin doğaya ve bilinmeyene olan tutkusunu bastırıp halkı batıl inançlarla korkutmaya çalışan Kilise’ye karşı bir protesto vardır. Bu protesto en çok İngiltere adasında kendisi göstermiş ve halkın yoğun tepkisi sayesinde buraya Engizisyon girememiştir. Günümüzde Margaret Murray tarafından gayet iyi bir yorumla sunulan bu Witch kültü, Batı Avrupa’da Hıristiyanlığa karşı pagan dinlerin yeniden ayaklanışı anlamını taşır.
Murray’in 1921′de yayınlanan The Witch-Cult in Western Europe adlı araştırmasında, cadılarla periler ve elfler arasındaki bağlantı şöyle tanımlanır: (App.I) “Bir zamanlar Avrupa’da yaşayan cüce ırktan çok az elle tutulur bakiye kalmıştır günümüze. Ama bu ırk elfler ve perilerle ilgili birçok hikayede varlığını koruyabildi. Her yedi senede bir kendi tanrılarına bir insanı kurban etmelerinden başka bunların dini inançları ve gelenekleriyle ilgili bir bilgimiz yok… Cadıların, bu periler olarak bilinen ırk ile güçlü bir bağlantısı olduğu kesindir. Tahminimce, üç yüz yıl öncesine kadar, peri ırkına bağlı gelenekler devam etmiştir ve bu gelenekleri sürdürenlere de cadı (Witch) denmiştir.”
───☼☼───
Sapkın mezhepler işkence gördüğü sırada cadılar hâlâ Canon Episcopi’nin hükmü altındaydı. Cadılık bir suçtu ama dinsel bir sapkınlık değildi. Çünkü sabbat adı verilen cadı toplantıları imgesel bir uydurmaydı. Zamanla Engizisyon sorgucuları cadılık davaları konusunda yargı yetkisinden yoksun olmaları nedeniyle, gittikçe hoşnutsuz bir tavır içine girdiler. Onların anlayışına göre, cadılık artık Canon Episcopi’nin uygulandığı dönemlerdeki gibi değildi. Yeni ve çok tehlikeli bir cadı türü gelişmişti. Bu cadı türü sabbatlara gerçekten uçarak gidebiliyordu ve diğer sapkın mezheplerin gizli uzantıları gibi davranıyorlardı. Eğer cadılar da öteki sapkınlar gibi işkenceden geçirilebilirlerse, onların itirafları çok daha geniş bir suikast örgütünü açığa çıkarabilirdi. Sonunda Roma bu yönde gelen taleplere boyun eğdi. 1484’de Papa Innocentius VIII, kendi kurtuluşlarına aldırmaksızın katolik inançtan saparak şeytana teslim olanları cadı ilan ederken kafasında bu düşünce vardı. Kilise, kendisinden farklı olanları hazmedemeyecek/kabul edemeyecek ve onları engellemenin ve cezalandırmanın yollarını arayacaktır. Almanya’nın her yerinde cadıların kökünü kazımak için 1484 yılında yayımladığı bir kararnameyle, Engizisyoncu Heinrich Institor Kramer ve Jakob Sprenger‘e, Engizisyon’un bütün yetkilerini kullanma izni verdi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Seaven R.




MesajKonu: Geri: Tarihçe   Perş. Ocak 20, 2011 8:48 pm

Cadı Suçlaması

Aslında cadılıkla suçlanmak için öyle olağanüstü bir nedene de gerek yoktu. Birinin vücudunun herhangi bir yerinde beni ya da doğum lekesi varsa, bu, o kişinin şeytanla işbirliği yaptığının kesin kanıtı sayılıyordu. Ya da ormanda yabani otlar toplayıp sebze çorbası yapan kadınlar, emri altındaki cinlere ziyafet vermekle suçlanıp cezalandırılıyordu. Eğer bir kadın, kilisedeki ayin sırasında esnerse, kadının içindeki cinin kutsal sözleri duyup kaçmaya çalıştığı düşünülüyordu. Birisinin cadı olup olmadığını anlamak için Hıristiyan dünyasında yapılan işlemler de ilginçlik gösteriyor. Örneğin, vaftiz suyuna atılıp da batmayanlar, vaftiz suyunun onları istemediği gerekçesiyle cadı sayılıyorlardı.

Bir kadının cadı olduğunu anlamak için işkence türleri:

* Kızgın Demir Deneyi: İki el ile kızgın demir tutturulur. Elleri yanmamış ya da az yanmışsa, şeytanla işbirliği içindedir.
* Soğuk Su Deneyi: Kadın; çıplak, el ve ayakları birbirine bağlı olarak suya bırakılır, batmadan kalır ve yüzerse şeytanın işgalindedir.
* Tartı Deneyi: Kadının saçları kesilir, giysileri çıkartılır, kendisine bakılarak bir kilo tahmini yapılır. Gerçekten tartıldığında, edilen tahminden daha ağırsa şeytanla işbirliği içindedir.
* Gözyaşı Deneyi: Kadın; suçsuz ise ağlar; gözünden yaş gelmiyorsa, şeytan engelliyordur, suçlu bulunur.

Aslında suçlamak istediğiniz bir kadına karşı her şey cadılık için kanıt sayılıyordu: Kadının fazla çalışkanlığı ya da tembelliği; kronik bir hastalığı ya da aşırı sağlıklı olması; şifacılığı veya ebeliği; evinin üzerindeki kara bulut olması ya da fazla açık hava olması; doğuştan kızıl saçları olması (İsa’nın eşi Mary Magdelena nedeniyle), iffetsizliği… vs. Cadılığın olmadığını söylemek ise, İncil’i inkar etmek anlamına bile gelebiliyordu.

Bir de Cadı olduğu kesin olanlara yapılan işkenceler vardı, Köln Başpiskoposunun 1757′de cadılar için onayladığı işkence maddeleri de şunlar:

* Su İşkencesi: Kadın, sıkıca bağlanır, huni yardımı ile zorla ağzından sindirim borusuna su dökülür. Sindirim organları, fazla sudan dolayı patlar.
* Metal Tıkaç: Armut şeklinde bir alet olup, zorla ağza sokulur, vida ile iyice açılır ve bu esnada tüm dişler kırılır. Cadı, suçunu itiraf etmeye hazır olduğunu işaret edinceye kadar, çene kemikleri birbirinden ayrılır.
* Ayaklık: Ayakları, kan damarları çatlayana kadar, demir mengenede sıkıştırılır. Bu esnada kemikleri de kırılır.
* Diri Diri Suda Boğma: Kadının iffetsizliğini sembolize eden bir canlı maymun, baştan çıkartıcılığını gösteren canlı yılan ve cadılığının işareti kedi, kadınla beraber bir torbaya konur ağzı sıkıca bağlanır ve suya atılır.
* Diri Diri Toprağa Gömme
* Dört Atla 4 Ayrı Yöne Çekerek Parçalama
* Kafasını Kesip Yakma
* İşkence Çarkında Canlı Canlı Parçalama
* Diri Diri Yakma

Cadının ölümüne hemen izin verilmez, işkence ile acı çekmesi temel amaçtır. Ölmeden önce, cadının içindeki şeytandan onu arındırmak böylelikle öte dünyaya daha az günahkar gitmesi amaçlanır.

Cadıdan alınan masraflar:

* Hapiste cadıyı ziyaret eden papazların parası.
* Yakılacağı odunların parası.
* Yakılışını izleyen askerlerin içki parası.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Seaven R.




MesajKonu: Geri: Tarihçe   Perş. Ocak 20, 2011 8:49 pm

Avrupa’dan Sıçrama

Ortaçağı izleyen Rönesans’da da durum değişmedi. Şeytan ve uşakları 17. yüzyılda Eski Dünya’dan Yeni Dünya’ya sıçradılar. 1645 ve 1692‘de Amerika’da Salem kasabasında 19 cadı ölüme mahkûm edildi. Cadılara karışan genç kızlarla ilgili ilginç olay 1692 yılında, ABD’nin Massachusetts eyaletinin Salem kasabasında meydana geldi. Ann Putnam, Marry Wadden ve diğer kızların abuk sabuk iddialarla ortalığı ayağa kaldırmaları sonucunda, bir tür Engizisyon mahkemesi kuruldu ve yobazlar kısa zamanda kasabada dehşetengiz bir cadı avına giriştiler. Yıllar sonra her şeyin düzmece olduğu anlaşıldığında ise çoktan iş işten geçmişti. Fransız devrimi ile cadılar ve büyücüler, şeytanlık özelliklerinden çok şey kaybettiler; ceza kanununda sadece birer dolandırıcı sayıldılar.

Ortaçağ Avrupası’nda yaşanan “cadı avı”yla ilgili son araştırmalardan biri de araştırmacı Haydar Akın‘a ait. Akın, Almanya’da yazılı kaynaklar, mahkeme tutanakları ve diğer belgelere dayanarak yazdığı, “Ortaçağ Avrupasında Cadılar ve Cadı Avı” adlı kitapta 1430-1780 yılları arasında, yaşlı ve kimsesiz kadınlarla başlayan ancak erkekler, çocuklar hatta din adamları olmak üzere geniş bir kesime yayılan bu av sonucunda 50 bin kişinin öldürüldüğünü ortaya koydu.

───☼☼───

Cadılık inancına eski Türklerde de rastlanıyor. İnanışa göre, cadı hortlamış bir insandır. Hortlamasına sebep olarak ise, ya gömülmeden ışıksız bir odada bırakılması ya da ölünün üzerinden kedi atlaması gösterilmiş. Günümüzde de hala Afrika’daki Barotse kabilesinde, Yeni Zelanda’daki Maori kabilesinde, Guetemala’daki Kişe Kızılderililerinde genel olarak cadılık inancı bulunuyor. Bunun yanı sıra Amerika’da 31 Ekim gecesi günümüzde bir geleneksel şenlik olarak Cadılar Bayramı olarak kutlanıyor. Amerikalıların Halloween dedikleri cadılar bayramının kökeni ise, M.Ö. 5′inci yüzyıl İrlanda’sına dayanıyor. İrlanda’nın Celtic bölgesinde yaz mevsiminin sonu olarak 31 Ekim kabul edilirdi. İnanışa göre, o sene içinde ölenlerin vücutsuz kalan ruhları 31 Ekim gecesi kendilerine yeni bir vücut aramak için gelirlerdi. Herkes, bedenini bu ruhlara kaptırmamak için, evini ruhları korkutup kaçırtacak şekilde düzenler; mumlar yakıp hayalet kostümleri giyerdi.

16′ncı yüzyılda cadı avı çılgınlığı en üst seviyelere ulaştı. O yıllardaki büyük buhran ve ekonomik krizin yarattığı infiali de önlemek için korku ve baskı yaratılmaya karar verildi. Bunun için de cadılar (büyücüler) seçildi ve sanki her şeyin nedeni cadılarmış gibi gösterildi. Giovanni Scognamillo bu dönemi şöyle anlatıyor:

“Savaşları, veba salgınları, açlığı, sefaleti, vahşiliği ile ortaçağ; çileli, sert, acımasız bir çağdır. Kilisenin yaymak istediği bilgileri adeta unutarak yeni bir düzen kurmak amacıyla hâkimiyetini sağlamlaştırmak istemesi, eski medeniyetlerin, ilkel toplumların bilgini sayılan büyücüleri ‘cadı’ya dönüştürür. Artık o, şeytanın bir aracısı, bir uşağıdır.”

Scognamillo ayrıca, Fransız tarihçi Michelet‘in “Cadılar” adlı eserinde,

“Büyücü (cadı) hangi dönemde doğuyor, sorusuna, ben, umutsuzluk döneminde bu normal, diye cevap veriyorum. Tereddüt etmeden, kilise dünyasının yarattığı derin umutsuzluktan, diyorum. Cadı, kilisenin suçudur”

şeklinde yazdığını da belirtiyor.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
Tarihçe
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Sinful Darkness :: Büyücüler-
Buraya geçin: